Ekonomi

Almanya kritik altyapısını nasıl koruyor?

Yılın ilk günlerinde Almanya’nın başkentinde yaşanan bir saldırı, kritik altyapının (KRITIS) ne kadar önemli ve aynı zamanda ne kadar hassas olduğunu gözler önüne serdi: Bir kablo köprüsünde çıkan yangın, Berlin’in güneybatısında elektrik tedarikini felç etti. On binlerce kişi günlerce elektriksiz kaldı. Yangının nasıl çıktığı henüz kesin olarak aydınlatılabilmiş değil. Soruşturmacıların elinde, kendisini sol aşırı olarak tanımlayan bir gruba ait olduğu öne sürülen bir üstlenme yazısı bulunuyor.

8 Ocak 2026 Perşembe gününden itibaren Berlin’in Steglitz-Zehlendorf ilçesindeki tüm hanelerde elektrik tedariki yeniden istikrara kavuştu. Böylece Almanya’nın başkentinde savaş sonrası dönemin en büyük elektrik kesintisi sona ermiş oldu. Bu olay, şu soruyu yeniden gündeme getirdi: Almanya altyapısını korumak için aslında ne yapıyor? Yaşananlar, toplumun bu alanda ne kadar savunmasız olduğunu açıkça ortaya koyuyor.


Berlin’nin bazı setlerinde birlerce hâneye 3-8 Ocak 2026 günleri arasında elektrik verilemediFotoğraf: Michael Ukas/dpa/picture alliance

Hangi kurum neyi koruyor?

Nüfusun korunması devletin sorumluluğunda. Ancak Almanya gibi karmaşık bir toplumda bu alanda ciddi bir yetki karmaşası söz konusu. Genel tabloya en iyi hakim olması gereken kurum ise Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı.

DW’nin sorusuna yanıt veren Köln merkezli kurum, “yabancı devletlerden kaynaklanan tehditleri, uluslararası terörü ve şiddet yanlısı, eylem odaklı aşırılığı eşit düzeyde dikkate aldıklarını” belirtti. Açıklamada, bu unsurların tamamının “nüfusun güvenliğini, demokrasiye duyulan güveni ve ülkenin istikrarını tehdit ettiği” vurgulandı.

Almanya’nın iç istihbarat teşkilatı konumundaki kuruma göre, “Berlin’deki elektrik altyapısına yönelik kundaklama saldırısı da bu genel tabloya uyuyor.” Federal Nüfusun Korunması ve Afet Yardımı Dairesi (BBK) ise DW’ye yaptığı açıklamada, söz konusu olayın failleri hakkında bilgi veremeyeceklerini belirtti: “Bu konuda BBK’nın elinde herhangi bir bilgi bulunmuyor.” Kurum, genel olarak tehditlerin “sabotaj eylemlerinden veya (siber) saldırılardan savaş benzeri durumlara kadar” uzanabileceğini ifade etti. Ayrıca “aşırı hava olayları ile teknik ya da insani hataların da kesintilere yol açabileceğini” ekledi.


Merkezi Bonn’da bulunan Federal Nüfusun Korunması ve Afet Yardımı Dairesi (BBK)Fotoğraf: Christoph Hardt/Future Image/imago images

Korumanın maliyeti ne?

Dünyanın önde gelen ekonomilerinden biri olan Almanya, son derece gelişmiş bir altyapıya sahip. Ancak bu altyapının birçok bölümü artık yaşlanmış durumda ve yenilenmeye ihtiyaç duyuyor: Yollar ve köprüler, okullar ve demiryolları kuruluşu Deutsche Bahn buna örnek.

Gelişmiş bir altyapı, aynı zamanda çok sayıda olası saldırı hedefi anlamına geliyor. Bu da güvenlik konseptlerinin gözden geçirilmesinin ve daha güçlü koruma önlemlerinin ciddi maliyetler doğuracağı anlamına geliyor.

Ancak bu maliyetin ne kadar olacağı bilinmiyor. BBK, “Bu bilgiler elimizde yok” diyerek somut bir rakam veremeyeceklerini belirtiyor. Hükümet şimdi KRITIS Çatı Yasası ile yasal düzenlemeler getirmek istiyor. Bu yasayla, hangi kurum ve makamların hangi noktalarda güvenlik önlemleri alacağı ya da güçlendireceği belirlenecek. Federal Kabine bu düzenlemeyi Eylül 2024’te kabul etti.

Yasa, Federal Mecslis’in ilk okumadan sonra “daha ayrıntılı görüşülmek üzere komisyonlara sevk edildi.” Ancak ne zaman yürürlüğe gireceği henüz belirsiz. Federal İçişleri Bakanlığı da DW’nin sorusuna, şu an için bir tarih veremeyeceklerini söyledi.


Baz istasyonları ve Köln Katedrali kulelerinin ucuFotoğraf: Christoph Hardt/Panama Pictures/picture alliance

Tehlikenin farkına varıldı mı?

AG KRITIS’in kurucusu ve sözcüsü Manuel Atug, kritik altyapının BT güvenliği ve dayanıklılığını artırmayı amaçlayan bir uzmanlar grubunu temsil ediyor. Almanya’nın sorunu gerçekten fark edip etmediği sorulduğunda DW’ye şu yanıtı veriyor: “Evet, fark edildi. Ama…” Kısa bir duraksamadan sonra ekliyor: “Şimdiye kadar alışık olduğumuz koruma seviyesini sürdürebilmek için çok daha fazlası gerekiyor. Almanya’da kritik altyapılar görece nadiren çöküyor.”

BBK de bu değerlendirmeyi paylaşıyor. Kurum DW’ye, “Almanya genel olarak çok güvenli bir elektrik tedarikine sahip” diyor. Federal Ağ Ajansı’na göre, 2024 yılında bağlı her bir son kullanıcı için ortalama elektrik kesintisi süresi 11,7 dakika oldu. Bu da Avrupa çapında zirve bir değer.

En büyük tehlike nerede?

Manuel Atug’a göre, “bir kriz ya da felaket durumunda en önemli şey ilk etapta elektrik değil, iletişim.” Ancak iletişimin de “doğal olarak elektriğe bağlı” olduğunu vurguluyor. Eskiden telekom şirketlerinin mobil baz istasyonları için kendi elektrik yedeklerini sağlamak zorunda olduğunu hatırlatan Atug, “Bugün bu zorunluluk yok. Elektrik kesildiğinde, iletişim de kesiliyor” diyor.

Federal kurumlar da benzer görüşte. Federal Bilgi Güvenliği Dairesi (BSI), KRITIS stratejisinde özellikle korunması gereken sektörleri sıralarken ilk sıraya enerji sektörünü koyuyor. Sağlık sektöründen sonra üçüncü sırada ise “bilgi teknolojileri ve telekomünikasyon” yer alıyor. BSI ayrıca şu sektörleri de risk altında sayıyor: “ulaştırma ve trafik”, “atık yönetimi”, “medya ve kültür”, “su”, “finans ve sigorta”, “gıda” ile “devlet ve kamu yönetimi”.


Gelişen teknolojiyle birlikte Federal Bilgi Güvenliği Dairesi (BSI) giderek daha büyük önem kazanıyorFotoğraf: Oliver Berg/dpa/picture alliance

Vatandaşa da görev düşüyor

Atug’a göre kritik altyapının korunmasında vatandaşın da sorumluluğu var. Buna örnek olarak su teminini veriyor. Almanya’da birine “en yakın acil su alma kuyusu nerede?” diye sorulduğunda insanların genellikle şaşkınlıkla baktığını söylüyor: “Acil ne kuyusu?” diyorlar.

Aynı kişilere, acil durumda kuyudan su almak için bir bidonları olup olmadığı sorulduğunda ise “çoğunun yok” olduğunu belirtiyor. Günümüzde birçok insanın artık evinde erzak da bulundurmadığını söylüyor Atug. Buna “erişilebilirlik paradoksu” adını veriyor. Her şeyin her an satın alınabileceği düşüncesiyle insanların stok yapmayı unuttuğunu ifade ediyor. Birçok kişi artık bunun nasıl yapılacağını bile bilmiyor. Oysa Atug’a göre “bunu devasa miktarlarda yapmak gerekmiyor.”

Federal Nüfusun Korunması ve Afet Yardımı Dairesi, “üç gün için neler gerektiğini” sakin bir dille anlatabilse, insanların “evet, bu yapılabilir” diyeceğini düşünüyor. Üstelik insanlar çevrelerindeki diğer kişileri de düşünerek hareket ederse, bir acil durumun toplum olarak daha kolay atlatılabileceğini söylüyor: “Sadece her on kişiden biri bunu yapsa, neredeyse herkesin ihtiyacı karşılanabilir. O zaman ne Teknik Yardım Kurumu’nun (THW) ne de Bundeswehr’in devreye girmesine gerek kalır.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu